Hazreti Şeyh Fadil ibni İyaz (Kuddise sırruhu)

Ol kutbi vakit Fadl Bin İyaz Rahmetullahi Aleyh riyazet ve keramet içinde bunca mertebeli ve tevazu içinde misli yoktu. İlk halinde, Merve yazısında çadır tutup palaz giyip, başına gece takke urup, boynuna tesbih takıp, gece gündüz namaz kılardı. Bununla beraber haramilerin başı idi. Onun çok yoldaşları vardı. Kervan soyarlar, Fadıl'a getirirler. Fadıl'de kumaşı bunlara taksim eylerdi. Daima namazdan ve cemaatten fariğ değildi. Hatta hangi yoldaşı namaz kılmazsa yanından kovardı. Birgün ağır kervan gelirdi. Yarenleri pusuya girdiler. Kervan içinde bir kişinin onbin kızıl altını vardı:
"Altını aldı bunu gizleyeyim. Kumaşım alınırsa bu bana kala" dedi. Giderken Fadıl çadırına uğradı gördü ki zahid tesbih okuyup durur. Onu görünce şad oldu. O altınları ona ısmarladı.
"Haramiler kervanımızı vurdular, bu sana emanet olsun" dedi. Fadıl:
"Altınları şu bucağa koy, sonra gelip alırsın" dedi. O da kodu, gitti. Gördü ki kervan vurulmuş, kumaşları gitmiş, cümle yoldaşlarının elleri bağlanmış ve elleri çürümüştü. Geri kalan eşyayı haramiler devşirdiler. O kişi geri döndü. Fadıl'e geldi, altınları aldı. Gördü ki haramiler ulusu o imiş, gönlünden geçirdi ki altınları o alacak, Fadıl onu çağırdı:
"Altınları almağa mı geldin?"
"Evet."
"Koyduğun yerden yine al" dedi. Aldı sevine sevine gitti. Fadıl'in yoldaşları dediler ki:
"Biz kervanda nakit bulamadık, altını niye verirsin?"
"Bu kişi beni iyi kişi bildi, hem emanet koydu. Emanete hiyanetlik yoktur. İnşallah bunun berakatına Hak bana tevbe nasib kılar" dedi.

Bir gün bir kervanı daha vurdular. Taam yemeğe oturdular. Kervan kavminin birisi bunlara:
"Reisiniz kimdir?" diye sordu.
"Ulumuz bizimle değildir. "Şol ağacın arkasında namaz kılar" dediler.
"Namaz vakti değildir, sizinle ekmek yemez mi?" dedi.
"Oruç tutar " dediler. Bu kişi taaccübde kaldı. Katına vardı, gördü ki, huşu ile namaz kılar. Namazdan fariğ olunca selam verdi. Öteki sordu:
"Namaz ve oruç ile haramilik bir yerde olur mu? " Dedi. Fadıl:
"Kuran bilir misin?" dedi ve surei tevbe 102. Ayeti okudu. Ol kişi cevap vermedi, acepte kaldı.

Nakildir ki Fadıl'in şöyle himmeti ve serveti (Ali cenaplığı) vardı ki, vasfa gelmez. Hangi kafile içinde avret olsa ona dokunmaz, borçluların ve az sermayelilerin davarlarını almaz, hemşire (salaha meyyal) idi.

Nakildir:
Bir gün bir kervan vurmak için Fadıl pusuya girdi. Kervan yakın geldi. Kervan kavminden bir kişi ayet okudu, ( Surei Hadid 16.ayet) Vakit geldi ki gaflet uykusundan gönlün uyansın. Fadıl diyor ki, bu ayeti benim için okudu sandım. Yüreğime dokundu.
"Bu ayet Fadıl hakkından geldi, Ya Fadıl ! nicesin yol vurursun? Müslümanları incidesin. Vakit oldu, artık dönesin. Yüreğime od düştü. Başımı secdeye koyup ihlasla tevbe eyledim."
Kervan kavmi bir yere toplanıp geldiler. Fadıl bunlara dedi ki,
"Ya kervan kavmi ! Sizlere beşaret olsun, Fadıl haramiliğe tevbe eyledi. Bunlar da sevinip gittiler.

Fadıl daim gezerdi. Herkesin hoşnutluğu alıp helalleşirdi. Yaver şehrinde bir cühud Yahudi helallik vermedi.
"Ya Fadıl hakkımızın helal edilmesini istersen, şu karşıda duranı yerinde koparda gel dediler. Ol tepeyi kazdı, pare pare kopardı. Sounuda o tepeyi kazmaktan aciz kaldı. Sonra Hak Teala kendi kereminden seher vaktinde bir yel verdi. Ol tepeyi zerre zerre eyledi. Dümdüz kıldı. Çühudlar onu gördüler, mütehayyir kaldılar. Cühud bu sefer de:
"Biz and içtik ta bize mal vermeyince hakkımızı helal etmeyiz" dediler. Meğre Cühudlar bir hasırın altına kum dökmüşler. Fadıl'e şu hasırın altında altın vardır, elini sok çıkar bize ver de andımız yerine gelsin dediler. Fadıl Allah adını diline getirdi elini hasırın altına soktu. Bir avuç kızıl altın çıkardı, cühudlara sundu. Cühudlar onu görünce:
"Ya Fadıl sana helallik vermemizi dilersen, bize iman arz eyle" dediler. Hepsi Fadıl önünde iman getirdiler.
"Ya Fadıl! Bu Tevrat içinde yazıldır, okurduk. Her kimin tevbesi kabul olmuşsa o elini toprağa vursa altın olur. Biz seni denemek için bunu yaptık, tevbenin kabul olduğuna inandık, dinin hak dindir." Dediler.

Nakildir:
Birgün bir kişiye ki benim ellerimi bağla boynuma ip tak. Beni sultan katına ilet, bana had vursun, çünkü had bana vacib olup durur." Dedi.
Bunun üzerine onu sultana götürdüler. Sultan gördü ki Allah'a dönmüş, salah nişanları yüzünde belirmiş. Buyurdu: onu yüzbin hürmet ile evine ilettiler. Kapısı önüne gelince avreti feryad eyledi. Sandı ki, haramilikte yakalanmış. Fadil dedi ki:
"Ya avret gerçeksin. Katı zahm idim illa benim zahmetim şimdi katıdır.  Ya avret hacca giderim. Dilersen sana talak vereyim dedi. Avreti de:
"Sen nerede isen ben de ordayım." Dedi. Hak Teala yolunu kolay eyledi. Mekke'ye gittiler. Orda mücavir kaldılar. İbadetle meşgul oldular. Bir zaman Ebu Hanife sohbetinde oldular. Onun mertebesi ve kadri yükseldi.

Nakildir: Harun Reşid birgün hasekisine dedi ki:
"Beni bu gece bir kişiye ilet ki bana nesne getirsin. Çünkü gönlüm çok meluldur. Ol haseki halifeyi aldı, süfyan katına geldi. Kapıyı çaldı. Süfyan "kimdir?" dedi.
"Halifedir" dediler.
"Niçin kadem kıldınız?" Eğer işaret olsaydı, ben size varırdım" dedi. Harun hasekisine:
"Benim istediğim kişi bu değildir" dedi. Süfyan da:
"Sizin istediğiniz Fadil'dir" dedi. Fadil'in kapısına vardılar, bu ayeti okurdu (surei casiye 21.) (çok yazık edenleri, işlemeyenlerle beraber tutam) Halife çün bu ayeti işitti. "Bu öğüt bana yeter" dedi. Kapıyı ittiler.
"Kimdir" dedi.
"Halife"
"Halifenin bunda ne işi var?" Haseki:
"Halifeye muti olmak gerek teşviş vermeyin" dedi ve ilave etti.
"Destur ver de içeri girelim"
"Destur yoktur, eğer hükm ile girerseniz girin" dedi. Harun içeri girdi. Fadil Halifenin yüzünü görmemek için çırayı söndürdü. Harun Fadil'in elini tuttu. Fadil:
"(Bu el oddan kurtulursa ne yumuşaktır) dedi. Ve namazla meşgul oldu. Harun çok ağladı, şeyh namazdan fariğ oldu. Fadil:
"Beylik kıyamet gününde pişmanlıktır" dedi.
Fadıl eyitti: (Abdülaziz helifelikten ötürü oğlu Abdullah ve Muhammed Kab'ı çağırdı. Eyitti ki:
"Ben hoş mübtela oldum, başkaları bu beyliği nimet bilir, ben mihnet bilirim" dedi. Ve ilave etti: "Bir ulu bana yarın kıyamet gününde azabtan emin olmak istersen, Müslümanların kocalarını kendi atan gibi , yiğitlerini kardeşin gibi, oğullarını kendi oğulların gibi tut ve bunlara bir dirlik eylegil," dedi." İmdi ey Harun! Benim de senin için korktuğum oldur ki, gökçek tenin yana, azab içine griftar olasın, Hak'tan kork, Hak emrin tut. Rayetini çalab sana ısmarladı. Evinde bir kadın aç yatarsa senden soracaktır. Yarın senin yakanı tutup Çalab huzurunda çekişecektir. " Harun bu sözleri işitti, o kadar ağladı ki. Aklı zail oldu.
O haseki Harun'a:
"Tez gidelim" dedi. Fadil eyitti:
"Ya hamani sen veya senin gibi kişiler halifeyi helak ederler." Halife hasekisine eğitti:
"Beni Firavn ve seni haman yerine tuttu. " Harun bin kızıl altın çıkardı, Fadil'in önüne koydu.
" Bu atamdan kalmış helal akçadır kabul et" dedi.
"Ya Harun ! sana hiç öğüdüm tesir eylememiş, yine benim katımda zulm eylemeye başladın. Zulmü kendine pişe eylemişsin" dedi. Halife:
"Ne zulm eyledim?"
"Ben sana necat ederim, sen beni belaya koyarsın, bu zulm değil midir?" Ben sana derim ehline ver, sen gayriye verirsin."Altını Fadil alıp, taşraya attı. Halife çıktı. Ve eyitti: "Bu kişi ahret sultanıdır"

Nakildir:
Fadil'in dört yaşında bir oğlu vardı. Elinden tuttu, göğsüne aldı ve ağzını yüzüne koydu.
"Ya baba beni sever misin?"
"Severim."
"Bir gönülde iki sevgi nice ola?"
Şeyh bildi ki söz oğlunun değil Hak Hazrelerindendir. Tevbe eyledi, sevgisini gönlünden çıkardı. Ve yüzünü Hakka tuttu. Eyitti:
"Her kim ululuk isterse kendini hor eylesin."

Bir kişi ondan öğüt istedi:
"Ayak ol, baş olma, Bu öğüt sana yeter" dedi.
Birgün Bişr-i Hafi ondan sordu:
"Zühd mü yekrektir, rızamı?"
"Rıza yekrektir dedi. Çünkü bir kişi rızaya ulaşınca artık menzilet istemez."

Nakildir:
Bir gece Süfyan-ı Sevri, anın katına vardı. Sabah deyin Kur'an, hadis ve meşayih sözünü söyleştiler. Çün sabah oldu. Süfyan eyitti:
"Ne mübarek gece idi. "Şeyh cevap verdi:
"Ne yaramaz gece idi. Sen düşünürsün nasıl bir söz edeyim de bunlara hoş gele ben de fikrederim ki ne söz söyleyeyim. İkimizi de bu endişeler Hak'tan geri bıraktı.

Bir kişi Fadil katına geldi, Fadil ana:
"Niye geldin" diye sordu. O:
"Senin sohbetini dinlemeye" dedi. Şeyh eğitti:
"Vallahi bana yalnızlık yekrektir. Onun için ki beraberken sen benim dileğimce ben de senin dileğince olmak isterim. Ortada Allah dileği kalmaz. Ben minnet tutarım, ol kişiye ki hasta olam ben sormağa gelmeğe. İsterim ki gece ola halkın küllüsü yata ben halvet kalam. Herkim benim dileğimden kaçarsa la çarem halka karışa. Selametlikten ırak ola. Hekim Haktan korka, halktan ayır kala, Halik'a döne. Allah hangi kulunu seve onu ahret endişesine düşüre. Hangi kulunu sevmeye, onu da dünya endişesine düşüre.
Her nesnenin zekatı vardır, aklın zekatı da ahret endişesidir.
Beş nesne bedbahtlık nişanıdır.: " 1 Gönül katılığı, 2  Göz yaşarmaması 3 Hayasızlık 4 Dünyaya rağbet eylemek 5 Dünya için Tul-i emel.

Bir kişinin gönlü korkulu ola, yaramaz söz diline gelmeye, ol korku şehvet odunu söndüre, dünya sevgisini içinden çıkara, herkim Allah'tan korka, küllü nesne ondan korka. Herkim Allah'dan korkmaya hiç kimse andan korkmaya. Kulun Allah'dan korktuğu Allah'ı bildiği kadardır. Dünyada ve ahrette rağbet kaderince bula.

Eyder : "Dünyaya girişmek kolaydır. İlla geri çıkmak harbdir."
Bu dünya bir tımarhaneye, halk da onun içindeki delilere benzer. Deilileri zincire çekmeyince aklı gelmez.
Yumuşak elbiseye, tatlı yiyesiye alışma, yarın elbise ve yiyesinden tat bulacak değilsin.
Hemişe alçakgönüllü ol, Allah alçakgönüllüleri sever.
Hak Teala dağlara ferman buyurdu:
"Peygamberimle sizin biriniz üzerine mukaleme edeceğim" Küllü dağlar tekebbürlük eyledi.İlla Turi sina tevazu eyledi. La cerem üstünde Hak Teala Hazretleri Musa ile konuştu.
Herkim kendi özünü kıymetli tuta tevazudan nasibi olmaya.
Üç nesne şimdiki zamanda az buluna : İlmiyle amil olan amil, ihlas ile yapılan amel, sevgisi dilinde kalmayıp gönlüyle seven mümin.

Herkim iyi ameli terk ederse (halkın hatırı için) ol riyadır. Bunun zıddı da ihlastır.
Tevekkül budur ki Allah'dan başka kimseye ümid bağlamaya ve kimseden korkmaya.
Bir kişi sana sorarsa : "Allah'ı sever misin?" Sevmem dersen kafir olursun. Severim dersen, Allah'a layık amelin yoksa yine sevmemek gibi olur.
Ahmak kişi ile helva yemekten, akıllı kişiyle savaş eylemek daha iyidir.
Her kim horlara lanet ederse, Allaha asi olan bu kişiye canavarlar bile lanet eder.
"Dua müstecabtır" diye haber gelse ben ol duayı Müslüman sultanına verem, kendime vermeyem. Bana olursa yalnız kendi salahım için, sultana verirsem cümle Müslümanların salahı için olur, zira sultan Allahın gölgesidir.

Üç nesne gönlü öldürür: çok yemek, çok uyumak, çok söylemek meğer Kuran ve hadis ola.
İki nesne eblehliktir : Acaib görmeden gülmek, sormadan haber vermek..
Birgün bir kişi andan öğüt diledi. Surei Yusuf 39. Ayetini okudu.

Nakildir:
Otuz yıl oldu gülmedi, oğlu öldüğü vakit tebessüm eyledi. Eyittiler:
"Ya şeyh ! şimdiye kadar güldüğünüz yoktu, bu nedir ki gülersin."
"Şimdi bildim çalab benden hoşnud oldu ki oğlum öldü. Bir kişi ki Allah'ı ondan hoşnut ola gülmesi aceb midir?" dedi.

Nakildir:
Eceli geldi. İki kızı vardı. Avretine vasiyet eyledi:
"Ben ölüncek bu iki kzı al. Kubeys dağına ilet. Yüzünü gökten yana tut ve de ki.
'Ey Hüdavenda.! Fadil bana vasiyet eyledi. Diri iken bu emanetlere ben bakar idim. Çün beni dünyadan giderdin, emanetini geri sana ısmarladım'. Çün Fadil'i defneylediler, , avreti bu vasiyeti yerine getirmek için, iki kızıyla birlikte kubeys dağına vardı. Fadil ne dediyse yerine getirdi. Meğer o anda ordan Yemen padişahı iki oğluyla geçerdi. Ol avreti ve kızları gördü. Sordu ve ahvalin ne idiğün bildi.
"Eğer kızlarını verirsen oğullarımın birini birine, birini diğerine nikah ederim" dedi. Avret razı oldu. Ol saat iki kızı iki oğluna nikah eyledi, aldı yemene götürdü.

bilgi@tezkiretulevliya.net