Hazreti Şeyh Ebu Bekr-i Kettani (Kuddise Sırruhu)

Hz Şeyh Ebu Bekr-i Kettani kaddesallhu sırrahul aziz, zamanının piri idi. Tarikat içinde çok tasnifleri vardı. Enva-ı ulum içinde 'Zu fünun'  idi. Hz Cüneyd, Ebu Said Harras, Ebu Hüseyn-i nuri sohbetini bulmuştu. Mekke'de mücavir idi. Ona 'harem çırağı' derlerdi. Namaz içinde yedi Mushaf hatm eylerdi. Derler ki : "Kabe'yi tavaf kılarken 12000 kez kuranı hatm eyledi. Otuz yıl kabede kaldı. Otuz yıl içinde  akşam abdestiyle sabah namazını kıldı. Tamam otuz yıl uyumadı. Onu vücudu ferişteh sıfat olmuştu.

Nakildir ki: "Fütüvvet, mürüvvet Ali vecheh'den münteşirdir diyerek önümden geçerken, hatırına geldi ki  Fütüvvet böyle midir? Gerçi Muaviye Radıyallahu anh hatalı idi. Bunlar arasında bunca savaşlar oldu ve kanlar döküldü" diye. Sonra gene pişman oldum. Benim neme gerektir? Dedim. Gece düşümde Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem-i gördüm. Dört yar ile gelirlerdi. Bana selam verdi. Tazimle selamını aldım. Hz Ebubekiri işaret ederek bana:
"Bu kimdir?" diye sordu.
"Hz Ebubekir" dedim. Hz Ömer'i sordu: "Ömer'dir" dedim. Osman'ı sordu. "Osman'dır "dedim. Hz Ali'yi sorunca, gündüz aklımdan geçen endişe hatırıma geldi. Gayet utandım ve hacil oldum. Ali Keremallahu vecheh hazretleri şöyle benimle küs gibi oldu ve bana bakmadı. Peygamberimiz Hazretleri beni Hazreti Ali'yle görüştürdü ve beni barıştırdı. Hazreti Ali bana intisab etti:
"Gel seninle Ebu Kubeys dağına varalım" dedi. Vardık Kabe'yi teferrüc kıldık. Çün uyandım, kendimi ebu kubeys dağında buldum. Ve ol gubar benim gönlümden çıktı ve yeniden hayat buldum.

Nakildir ki:
Hazreti Ebubekir Kettani söylemiştir:
Bir gün bir pir seccadesini eğnine (sırtına) bırakmış benim katıma geldi, selam verdi ve:
"Ya Şeyh ! Niçin makam-ı İbrahim'e gelmezsin ? Oraya bir pir gelmiş, hadis rivayet eder, dinleyenlerin canları rahat olur" dedi. Ben sordum:
"O pir hadisi kimden rivayet eder?"
"Abdullah, Ebu Hüreyre, ibn-i Abbas'tan ki bunlar peygamber Hazretleri Sallallahu aleyhi ve sellem'den işitmişler."
"Ben bunları üstatsız işitirim" dedim.
"Bu böyleyse çok kuvvettir. Sen onu kimden işitirsin?" dedi.
"Gönlüm Allah'tan işitir ve bana haber verir" dedim.
"Delilin var mı?" dedi.
"Delilim odur ki sen Hızır Peygambersin" dedim. Bu kere Hızır dedi ki:
Dünyadaki Allah velilerini hep bilirim sanırdım.   İlla Ebu Bekr-i Kettani beni bildi amma ben onu bilemedim. Bundan malum oldu ki Allah'ın velileri vardır ki Hızır'ı bilirler, Hızır bunları bilmez. Ve dahi çok veliler vardır ki ne Hızır onları bilir, ne veliler onları bilir. Allah'dan başka onu kimse bilmez. Zira Allah'ın hasıdır, ona Allah'dan başka kimse muttali olmaz.  Bazı veliler de olur ki, kendilerini bilmezler, onların halini ancak Allah bilir.

Nakildir ki: Hazreti Ebu Bekr-i Kettani birgün namaza durmuştu. Bir uğru (hırsız) geldi Eğininden ridasını (üst kaftanı) aldı gitti. Satmak üzere pazarda tellala verdi. İki eli kurudu. Derhal ridayı tellaldan aldı. Yine getirdi eğnine bıraktı. Ebu Bekr-i çün namazdan fariğ oldu uğru anın ayağına düştü. Hz Ebu Bekr-i "kazıyye nedir?" dedi. Hırsız vakayı söyledi.  "Allah'ın izzet ve azameti hakkiçün ne aldığını ne de getirdiğini biliyorum." Dedi. Dua kıldı:
"İlahi ! Bu aldığını geri verdi, sen de aldığını geri verdin" dedi. Filhal elleri dürüst oldu.

Hazreti Ebu Bekr-i der ki: "Bir gece düşümde, görklü suretli, gökçek bir yiğit gördüm. Şöyle ki, ondan güzel yüz görmemiştim. "Sen kimsin?" dedim. "Takva dedikleri benim" dedi. "Senin durağın nerdedir? "dedim. "Ben yagılı ve sınık gönüller içinde olurum" dedi. Ve bir kara yüzlü çirkin bir avret gördüm ki zeştlikte  (çirkin, kötü) ondan artık yoktu.
"Kimsin?" dedim.
"Ben Gulmegün" dedi.
"Makamın nedir?" dedim.
"Gafletli ve şadlıklı gönüller içinde bulunurum" dedi. Çün uyandım, niyet eyledim ki artık bir daha gülmeyeyim.

Ebu Bekr der ki: Düşümde Resulullah'ı gördüm:
"Ya Resulullah bana bir dua öğret ki Hak Teala öldürmeye" dedim.
"Her sabah kırk kere 'Ya hayyu kayyum la ilahe illa ente, ehyi kalbi binuri marifeteke ebeden' oku buyurdu."

Şeyh Ebu Bekr-i Kettani'nin sözleri:
Zahid oldur ki eline hiç nesne girmese bile gönlü şad olur ve rızktan ötürü gönlü daralmaz. Eğer rızk için gönlünü dar tutar : "Nesnem yoktur " diye şikayet eylerse Allah ile savaş eylemiş gibidir. Mahlule (muhtaç) üns tutmak ukubettir. Dünya ehline yakın olmak masiyettir. Her kim selamet dilerse halktan uzlet dilesin.

Tevbenin altı şartı vardır, herkim altı şartı yerine getirmezse tevbesi tevbe değidir. Birinci geçmiş yazıklarına tevbe etmek, ikinci niyet ki gönlünü şuna bağlaya 'eğer beni öldürseler de bir daha onu işlemeyeyim', Üçüncü kazalarını ödemek, dördüncü : üzerinde kul hakkı varsa ödemek, beşinci sakillerle sohbet eylemek, altıncı: imkan nisbetinde fasıklardan ayrı bulunmak.
Üç haslet ibadet eylemekten yekrektir. Evveli, gaflet uykusundan uyanmak, ikinci, nefsin dileğini vermemek, üçüncüsü Allah korkusundan ağlamak.
Hak Teala'nın bir yeli vardır. Seher vaktinde eser, aşıklarının ahını ve nalişini (iniltisini) götürür, arşa çıkarır. Ondan çalab hazretlerine eriştirir.

Ebu Bekr-i Kettani'nin vefatı erişti. "Kırk yıldır gönlüm içinde bir dam yaptım. O dam kapısında oturdum, hiç ayrılmadım. Ve o dama, şimdiye değin Allah'dan başka nesne ve dünya endişesi koymadım" dedi ve derhal pak canını Hak'ka ısmarladı.

bilgi@tezkiretulevliya.net