Hazreti Şeyh Abdullah ibni Cella (Kuddise Sırruhu)

Hz. Şeyh Abdullah kaddesallhu ruhahul aziz, meşayıh-ı kiramın ulemasından ve Şam ulularından idi. Ebu Tutab-ı Zünnunu görmüş Cüneyd ve Nuri Hazretleriyle sohbet eylemişti.

Kendisi nakleder : Çocukluğum halinde atama "beni üşendirmeyin, hak işe koyun" dedim. "Koyduk dediler.
Hak rızasını taleb için gittim. Bir zaman sonra geri geldim. Bir gece çok yağmur yağardı. Anamın kapısını çaldım.. Anam : "kimsin sen?" Dedi
"Oğlun Abdullah'dır."
"Benim oğlum var mı? Onu ben Hak yoluna bağışladım. Geri almam" dedi. Bana kapıyı açmadı.
Abdullah birgün bir kafir oğlanı gördü. Azim görklü ve sahib-i cemal idi. Onun müşahedesinde mütehayyir oldu. Simasına hayran olup durdu. O sırada Cüneyd geldi.
"Ya şeyh şunun gibi sureti tamu (cehennem) odu yakar mı?" diye sordu.
"Ey gafil oğlu, bu dediğin ibret nazarı, ibret sözü değil, nefs tuzağı şeytan emridir. Eğer ibret gözüyle bakmışsan cevap vereyim" dedi. "Tez ol ki bu sebepten edebe mustahak olasın" dedi ve gitti.
Derhal okuduğu Kur'anı unuttu. Nice zaman zarilikler kıldı, tevbe eyledi. Kur'an yine gönlüne geldi. O vakitten beri namahrem yüzüne bakmadı ve mevcuatın birine iltifat etmedi.
Birgün Hazreti Abdullah'tan "Fakr nedir?" diye sual ettiler. Ne kadar cehd ettiyse de hatırına söz gelmedi. Taşra çıktı. Bir zaman sonra geldi.
"Niçin cevap vermedin?" dediler.
"Belimde 4 renk gümüş vardı. Fakr sözünü söylemeye bana destur vermediler, dilimi tuttular. Bu kere taşra çıktım. Gümüşü dervişe verdim. Ondan sonra fakr den söz söyleyebildim" cevabını verdi.

Nakildir: Abdullah Hazretleri Kabe'ye gitti. Ziyaret ve hac şartlarını yerine getirdi. Hasta oldu. Peygamber s.a.v in türbesine geldi:
"Ya Resulullah ! Sana konuk geldim, dedi. Uykuya vardı, uyudu. Düşünde Hazreti peygamberi gördü. Resulullah mubarek elleriyle başını sıvadı. Ve ona bir gerde (bir nevi ekmek) verdi. Abdullah Hazretleri diyor ki:
"Bu ekmeğin yarısını düşümde yedim. Uyandığımda yarısı da elimde idi. Hastalığım gitti. Vücudum sefa buldu."

bilgi@tezkiretulevliya.net