Hazreti Şeyh Ebu Said Harraz (Kuddise Sırruhu)

Kutb-i vakit, Şeyh Ebu Said-ı Harraz kaddesallahu Sırrahul aziz, meşayıhların şeyhi idi. Dörtyüz kitap tasnif eyledi. Bağdad toprağında idi. Zünnun-i Mısriyi görmüş. Bişr-i Hafi, Sırrı Sakati ile sohbet etmişti. Nice alimler ki zahir ehlinden idiler, onu inkar ederlerdi. Sözlerini fehm eylemediler. Sözlerinin biri buydu : Kul kaçan ki Allah'a döne ve Allah emrine yapışa, kendisini ve Haktan gayrısını unuta. Kandan gelirsin ve ne dilersin? Diye sorarlarsa "Allah'dan" gayri cevabı olmaya. Kul bu sıfatlı ola, nefsini öldürmiş ola. Ne söylerse onun sözü Hak sözü ola, ne işitirse hep bile ola. Zira kendisi arada olmaya.
Ve der ki:
"Ben kimim bilmezem, neylerim, nerdeyim."
"Sen ne dilersin?" Derlerse:
"Allah"
Cemi endamları dahi:
"Allah. Zira Onun cümle endamları Allah ile doludur ve Allah'sız yer yoktur." Diye cevap veririm.

Ebu Said der ki: Beni uzaklık ile yakınlık arasında muhayyer eyleseler ben ıraklığı isterim. Onunçün kim, benim yakınlığa takatim yoktur. Netekim Lokman "Beni hikmetle nübüvvet arasında muhayyer eylediler, ben hikmeti ihtiyar eyledim. Zira benim nübüvvete takatim yoktur." Demiştir.

Nakildir: Düşümde gördüm. İki ferişte gökten indi ve bana "sıdk nedir?" diye sordu. Ben:
"Ahde vefa" dedim. İkisi de:
"Saddakte" (doğru söyledin)" dediler ve göğe gittiler.

Birgün derya kenarında bir yiğit gördüm. Yanına bir demir divit asmış. Önümden geçti. Libası Salihler libası idi. Amma zalimler aleti, götürür, dedim ileri varıp selam verdim. Dedim ki:
"Ya yiğit ! Allah'tan yana yol kaçtır?"
"İkidir, birisi havasın, birisi avamındır.
"Ama sen havasın yolundan ıraksın, çünkü sen diviti zulm aleti sanırsın, Hak Teala Hz. leri buyurdu ki Surei Hucurat 12." Ayetini söyledi ve kayboldu.

"Her batini, şeriat hilafına olsa batıldır."

Tevhid oldur ki, cemi nesneleri gönülden çıkara kendisi kala. Bu kez yalnızlık ile yalnız isteye.
Tasavvufun manası, Arap dilince saf olup süzülmek ve kederlerden pak ve halis olmaktır. İmdi tasavvuf oldur ki : Cemi şehvetlerden, kederlerden, paslardan süzülerek halis olmak, Allah'dan gayri içinde dışında, gönül evinde nesne kalmamak. Kim ki bu sıfatlı ola, ona sofi diyeler.
Arif ki yol içinde ve mücahede içinde ola, o vakit ağladığı firak sebebindendir. Zira henüz taleb içindedir. Vuslat makamına erişenden, vuslat halinin taamını tattığı için, ağlamak zail olur.

bilgi@tezkiretulevliya.net