Hazreti Şeyhül Meşayih Cüneyd-i Bağdadi (Kaddesallahu sırrahul aziz)

Hz. Şeyh ül Meşayih Cüneyd-i Bağdadi Kaddesallhu sırruhu ve ruhahul aziz, alem-i meşayihin şeyhi idi. Cümle halayık onu severdi. Sözleri tarikat içinde sohbettir. Ona Bağdad içinde 'Seyyid üt taife', 'Sultan ül Muhakkikin' derlerdi. Çok tasnifleri vardır. Son zamanlarda düşmanları ona zındık dediler. Ve saadetli başına kast eylediler ama diş kıvıramadılar, kör oldular. Çok meşayih yüzü görmüş idi ve Sırrı Sakati hazretlerinin müridi ve yeğeni idi.

Birgün bir ulu, Sırrı Sakati'den sordu:
"Hiç mürid şeyhinden yekrek olur mu?"
"Beli olur. Cüneyd benim müridimdir, illa onun muamelesi benden artık."
Hazreti Sehl-i Tüsteri Cüneyd hazretine kutbu asır derdi.

Cüneyd'i yedi yaşında iken dayısı Hacca götürdü, Harem içinde 400 pir, şükür hakkında konuştular. Sırrı Cüneyd'e:
"Ey oğul ! Sen de söyle." Cüneyd başını aşağı bırakarak tefekküre daldıktan sonra dedi ki: "Şükür oldur ki, Cenab-ı Hakkın verdiği nimetle Ona asi olmayasın. Ve O'nun nimetini masiyete sermaye eylemeyesin. " Cüneyd bu cevabı verince 400 pir bir ağızdan dua ettiler. Sırrı da Cüneyd'e dua kıldı ve "Ey oğul! Bu sözü nerde buldun?"
"Ya seyyidi ! Senin sohbetinde buldum" diye cevap verdi.

Hicaz'dan Bağdad'a döndüler. Cüneyd dükkanda sırça satardı. Hergün dükkana perde asar, 400 rekat namaz kılardı. Bir zaman sonra dükkanı terk ederek halvete girdi. Kırk yıl ibadetle meşgul oldu. Tamam 30 yıl yatsı namazını kıldıktan sonra sabaha kadar ayak üzere durup, Allah Allah derdi. Kırk yıl yatsı abdestiyle sabah namazını kıldı. Birgün hatırından "işim tamam maksudum hasıl oldu mu?" Diye geçti. Derhal hafiften bir avaz işitti:
"Vakit oldu ki zünnar koyasın" Cüneyd bunu işitince feryadı göğe çıktı.
"Bari Hüda ' Cüneyd'den ne günah sadır oldu?" Yine bir nida işitti:
"Tamamlık istemek günahından terbiye idesin"
Cüneyd derdle ah eyledi. Üç gün başını secdeye bırakarak üç gün üç gece kaldırmadı.

Cüneyd'in düşmanları ve halk ona dil uzattılar ve halifeye:
"Halkı hep kendine uydurdu" dediler. Halife:
"Onu hüccetsiz def etmek yaramaz " dedi. Halifenin üçbin altına satın aldığı gayet güzel bir firavuşu (cariye) vardı. Onu koku ve müzeyyenatla süslediler.
"Cüneyd'in halvetine var, ona yüzünü göster ve 'Ya şeyh, hiç kimsem yoktur ve malım çoktur. Ben gönlümü dünyadan çektim. Senden dilerim ki beni hizmetkarlığa ve kardaşlığa kabul edersin. Senin sohbetinde taatla meşgul olayım. Hergiz bu gönlüm dünya ehliyle karar tutmaz ' de dediler." Firavuş gitti. Halife onun ardınca bir de hadim gönderdi. Firavuş Cüneyde vardı, selam verdi. Oturdu. Yüzünü açtı. Cüneyd nagah bir ihtiyar ol firavuşa tuş oldu. Filhal başını aşağı eyledi. Ol firavuş tamamıyle diyeceğini söyledi. Cüneyd nagah başını kaldırıp bir kere ah eyledi. Ol firavuşu üfürdü. Firavuş filhal düştü, can verdi. Halifenin canına od düştü. Yaya olarak Cüneyd'in yanına varıp özürdiledi. Cüneyd:
"Sana emir'ul müminin derler, şefkatin umum Müslümanlara galip ve şamil olmak gerek. Benim 40 yıllık taatimi heder etmek istersin. Senin şefkatin bu resme midir? Yarın huzuru hak'da ne cevap vereceksin?"
Halife Cüneyd'in ayağına düştü. Hacaletle çok özür diledi. Cüneyd'in mertebesi yüceldi. Bu kıssa alem içinde meşhur oldu.

Cüneyd:
"Biz tasavvufu, açlık, uykusuzluk, dünyadan kesilme ve sevdiklerimizden beri olmakla bulduk" demiştir.

Sözleri;
Herkim Allah kelamını sağ eline ve peygamber hadisini sol elinde tutar ve yolunda bu çerağ şulesiyle yürürse, şüphe afetine ve bid'at karanlığına düşmez.

Ben öyle günler geçirdim ki, yer gök ehli, bizim için ağlaşırlardı. Sonra öyle oldum ki ben bunlar için ağlarım. Şimdi de öyle oldum ki ben ne bunlardan haber bilirim. Ne de kendimden. Bin yıl diri olsam amelden bir zerre eksik etmeyem.
Otuz yıl, Cüneyd diliyle, Hak Teala hazretleri halka hitab buyurdu. Cüneyd orada değil, bundan halkın haberi yok idi.

"Otuz yıllık namazı kaza ettim. Namaz içinde gönlüme dünya endişesi gelse o namazı kaza eyler, ahret uçmağı gelse kaza etmez, velakin secde-i sehv eylerdim."

Nakildir ki Cüneyd daim oruç tutardı. Yarenleri gelse onlara muvafakat için orucu bozardı.
Nakildir: Hazreti Cüneyd kaddesallahu sırrahul aziz hırka giymez, alime ve danişment elbisesi giyerdi. Eğer bilsem murakka giymekle iş hazıl olur, demirden kaftan giyerdim. Lakin Hak Teala katında itibar hırkaya ve murakkaya değil, belki gönül şevkine ve gönül derdinedir derdi.

Sırrı Sakati cüneyd'e dedi ki:
"İki gözüm çerağı ! Şimdiden sonra halka nasihat et." Cüneyd:
"Ey dayı ! Sen benim şeyhim ve mürşidimsin. Huzurunuzda söz söylemeye teeddüb ederim" cevabını verdi.
O gece Cüneyd Muhammed Mustafa (sav) Hazretlerini düşünde gördü. Buyurdu ki:
"Ya Cüneyd ! Sen benim ümmetlerime nasihat vermeğe layıksın. Ben sana düstur verdim. Vaz eyle. " Cüneyd uyandı. Sırrı katına düşünü söylemeye vardı. Hazreti Sırrı onu gördü:
"Ey kızkardeşimin oğlu ! Sen benim sözümle vaaz eylemedin, bari Muhammed Mustafa sav in sözüyle vaaz eyle" dedi.
"Ey dayı ! Benim gördüğüm düşü ne bildin."
"O gece ben de düşümde Hak Teala Hazretlerini gördüm:
Ya Sırrı, kız kardeşinin oğlu Cüneyd senin sözünü ve meşayıhlar sözünü tutmadı, kullarıma nasihat vere. Pes, Muhammed Mustafa yı Cüneyd'in vaaz etmesini emretmeye vasıta kıldım dedi. " Bunun üzerine Cüneyd minbere çıktı.
40 kişiden az gelirse gine inerim dedi. Meşayıh ve ululardan kırk kişi hazır oldular. Hazreti Cüneyd mana deryasına daldı ve vaaza başladı. Kırk kişiden sekizi can verdi. Onların cenazesini götürdüler. Yirmi kişi beyhud kaldı. Onlar da evini barkını terk edip, dağlara düştü.

Birgün Hazreti Cüneyd Cuma mescidinde vaaz ederken bir tersa (Hristiyan) oğlanı camiye girdi. Vaazı dinledi, kimsenin haberi olmadı. Tersa, Cüneyd'e dedi ki: "Ya şeyh, Hazreti resul "Sakının müminin ferasetinden kim ol, Allah nuruyla bakar". Bu hadisin manasını şerh ediver " dedi. Cüneyd fikre daldı, başını kaldırıp cevap verdi ki:
"Peygamberimiz sav. Hazretleri bu hadis onun için buyurdu ki sen Müslüman olasın ve zünnarını kesesin" dedi. Tersa bu feraseti gördü. Şehadet getirerek iman etti. Cemaat taaccübde kaldılar.

Cüneyd'in gözü ağrıdı. Tabibe gitti. Tabib: "Gözüne su değdirme " dedi. Cüneyd:
"Abdesti ne yapalım?" Tabib:
"Eğer gözün sana gerekse ilaç budur."
Tabib gitti. Cüneyd abdest alıp namazı kıldı ve uykuya vardı. Uyandığı zaman gördü ki gözü iyi olmuş. Hafiften avaz işitti:
"Cüneyd bizim için gözünü terk eyledi. Eğer o bizi andığı vakit cümle tamulukları bizden dilese idi icabet alacaktı."
Tabib geldi, gördü ki Cüneyd'in gözü iyi olmuş:
"Neyledin?" diye sordu. O da olanı haber verdi.. Tabib Cüneyd'in elini tutup iman etti ve :
"Ya Cüneyd ! Bu ilaç Halık'ındandır. Ağrıyan senin gözün değil, benim gözüm imiş." Dedi.

Cüneyd bir gece müridiyle giderdi.. Bir it ürüdü. Cüneyt "Lebbeyk Lebbeyk" dedi. Mürid eğitti:
"Ya şeyh bu ne haldir?" Cüneyd: "İtin ürüdüğünü Allah Teala kahrında gördüm, avazını O'nun kudretinden işittim ve iti aradan çıkardım. Şüphesiz, Allah kahrında lebbeyk dedim."

Nakildir: Şibli bir gün "la havle…" dedi. Cüneyd: " Bu sözü gönül darlığından derler. Her kim gönül darlığından kurtuldu kazalarına razı oldu."

Nakildir: Birgün bir kişi, Cuma mescidine geldi. Nesne istedi. Cüneyd'in gönlünden geçti ki bu yiğit sağ kazanıp ta niçin yemez, böyle kendini hor eder? Vakta ki Cüneyd uyudu. Düşünde gördü ki, bir kişi örtülü bir tabak getirip Cüneyd'in önüne koydu. Cüneyd örtüyü kaldırdı. Gördü ki mescide tevekkül eden dervişi pişirmişler:
"Bunu ye "denildi. Cüneyd;
"Murdardır ben yeyemem."
"Dün mescid içinde nasıl yedin, şimdi yemezsin?" Cüneyd :
Bildim ki gıybet eylemişim. Ol heybetten uyandım. Abdest alıp namaz kıldım. O dervişi görmek üzre taşra çıktım. Gördüm ki, Dicle kenarında tere yumuşlar, oturmuş anda ufaklarını yer. Yanına vardım. Başını kaldırdı.
"Ya Cüneyd, mesciddeki endişeden tevbe eyledin mi?
"Eyledim"
"Var artık ol endişeyi eyleme" dedi. Ve Şura 25.ayeti okudu ve kayboldu. Cüneyd Hazretleri o kadar ağladı ki gözleri şişti.

Hazreti Cüneyd namazda o kadar dururdu ki ayakları şişer.
"Eğer benimle Allah arasında ateşten deniz olsa, Rabbıma olan iştiyakımdan, geçmek için kendimi denize atardım" derdi.

Hazreti Ali bin Sehl Cüneyd Hazretlerine mektup yazdı: "Uyku gaflettir, muhib odur ki kendisini uykuya vermeye, yoksa maksudundan kalır." Hak Teala, Davud Aleyhisselama vahy eyledi ki:
"Gece yatıp, uyuyan kişi, beni seviyorum davasında yalan söyler". Cüneyd cevap yazdı:
"Bizim uyanıklığımız hak Teala yolunda muamelemizdir. Uykumuzda bizim elimizde değil Hak yedindedir. İhtiyarımız olmaksızın bize haktan gelen her nesne yekrek, uyku, dostların haktan atadır. Nitekim S.a.v. buyurur. Alimlerin uykusu, cahillerin ibadetinden yekrektir." Dedi.

Hz Cüneyd'in bir müridi vardı. Zengin idi. Mal atasından kalmıştı. Cümlesini Cüneyd yolunda sarf eyledi. Birgün:
"Ya şeyh ! Kalan bu evleri nideyim?" dedi.
"Var sat"
Parasını getir diye söylemedi. Mürid satıp getirdi.
"Dicle ırmağına bırak, ta ki ululuğa eresin" dedi.  Yiğit akçayı dicleye bıraktı, geri geldi. Cüneyd müridi katına koymadı. Ne vakit te gelse koymaz idi. Az zaman içinde mertebeye erdi. Ululardan oldu.

Bir yiğit Cüneyd'in meclisine geldi, tevbe eyledi. Nesi varsa dervişlere dağıttı. Bin altın alıkomuştu. Şeyh:
Onları Dicle ırmağına at, dedi. Yiğit altınları aldı. Birbir sayarak suya attı. Hazreti Şeyh geldi. Şeyh ona heybetle baktı ve haykırdı.
"Niçin hepsini birden bırakmadın da birer birer saydın" dedi. Bir zaman meclisine bırakmadı. Akıbet Şeyh Ebul Hasan Sevri ve Şibli yalvardılar, ondan sonra kabul eyledi.

Müridlerden biri:
"Ben kemal dercesine erdim" diye çıktı, halvette bir köşeye çekildi. Seher vakti uykuya daldı. Düşünde, hoş akar sular, bahçeler ve taamlar gördü. Bunlardan kendisini yer ve içer gördü. Ücub ve gurur kendisine galebe çaldığından gördüğü bu rüya şeytani idi.  Halini müridlere söyledi. Müridler de Cüneyd hazretlerine arz ettiler. Cüneyd onun halvetine geldi. Gördü ki kibir ve gurur onun dimağına tesir eylemiş. Hakka layık hiçbirşey yok. Cüneyd:
"Bu gece seni uçmağa götüreler. Varıcak üç kere la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim! De dedi. Okudu. Hep gördükleri gitti. Bu kez kendisini mezbele ve necaset içinde buldu. Uykudan uyanıp hatasını anladı. Tevbe eyledi. Yine gelip Cüneyd hazretleriyle meşgul oldu. " Müride mürşid gerek, yoksa şeytan gelir ona mürşid olur.

Birgün bir müridden edebsizlik vücuda geldi. O mürid hacetinden kaçtı. Bir mescit bucağına girdi. Cüneyd geldi. Kaşını çatıp ona nazar eyledi. Cüneyd'in heybetinden mürid düştü, başı yarıldı, kan revan oldu. Damlayan her katreden Allah yazılırdı. Cüneyd:
"Cilve ve Şive mi dersin, Allah'dan mı kaçarsın?" Dedi. Müridi bu söze katlanamadı. Can verdi. Cüneyd onun namazını kılıp kendi eliyle defneyledi. Bir mürid onu düşünde gördü. Sordu:
"Eğer beni şeyh kendi eliyle defneylemeseydi, halim nice olurdu."

Cüneyd'in bir müridi vardı, sonradan gelmişti. Hazreti şeyh onu pek sever, diğer müridler onu çekemezlerdi. Müritlerin bu hali Şeyh Hz. lerine malum oldu. Hizmetkarına yirmi kuş getirerek, her müridin eline birer tane verdi.
"Her biriniz bu kuşları kimse görmedik halvet bir mahalde boğazlayıp getirin," dedi.
Hepsi kuşları, varıp ıssız bir mahalde boğazlayıp getirdiler. Yalnız o mürid boğazlamadan getirdi. Cüneyd:
"Niçin boğazlamadın?" diye sordu. "Sultanım, siz kuşları hiç görmedik yerde boğazlayın demiştiniz, ben ıssız bir yer bulamadım, her yerde Hak Telayı hazır gördüm. Cüneyd:
"Gördünüz mü? Nice feraseti vardır." Dedi. Cümle müridleri istiğfar eyleyip, onun farkını ikrar ettiler.

Şeyh Cüneyd hazretlerinin kelamlarındandır.
Fütüvvet Şam'da fesahat Irak'ta, sıdk Horasan'dadır. Yol urucular çoktur. Bu yolda başlıca üç tuzak kuruludur. Mekr, kahri lütuf tuzağı. Bunların nihayeti yoktur.
Kul ile Allah arasında üç deniz vardır. Onları geçmedikçe Allah'a erilmez. Biri dünya : onun gemisi zühddür. İkincisi halk: onun gemisi uzlet, üçüncüsü iblis: onun gemisi düşmanlığını bilip ondan sakınmak, dördüncüsü nefstir ki: onun gemisi dileğini vermemektir. Nefis kötülüğü buyurucu, hevaya uyucudur. Er oldur ki onu öldüre.

Allah'dan gafil olmak cehennem odundan katıdır. Eğer sende nefsinden nesne kalmışsa, azatlığa ermeyesin.
Her kimin de ayeti ola, onun velayeti daim ola.
Her kim Allah'ı bildi, visal vaktine kadar şad olmadı.
Her kim dilerse dini, selamet üzere ola, teni asude ve gönlü inayetli ola. O halktan uzlet eylesin.
Akıl oldur ki yalnızlığı seve.
Herkimin ruyeti ibret olmazsa onun görmezliği görürlüğünden yekrektir.
Herkim Allah zikriyle meşgul olmaya, onun söylemezliği söylediğinden yekrektir. Her kulak kim, haksözünü işitmeye, muntazır olmaya, onun sağırlığı işittiğinden yekrektir. Her ten ki, Allah kulluğuna meşgul olmaya, onun ölmekliği diriliğinden yekrektir.

Derviş oldur ki yer gibi ola, üstüne süprüntü dökeler, tahammül ede ve cümle iyilikleri onda göre.

Sofu oldur ki safi ola, Allah'dan başkasından kesilmekle ve nefsine dilediğini vermemekle. Ve dahi, gönlü Halil İbrahim A.s. ın gönlü gibi dünya dostluğundan salim ola, teslimiyeti İsmail As. ın teslimiyeti gibi ola, gussası hz. Davud a.s gussası gibi ola, sabrı Eyyub as. sabrı gibi, fakrı Hz. İsa as. fakrı gibi ola, şevki Hz. Muhammed Mustafa s.a.v şevki gibi ola.

Cüneyd Hz leri birgün müridleri arasında dururken sarı benizli bir yiğit Cüneyd'e baktı, tezcek geri gitti. Cüneyd onun ardınca bir mürid gönderdi. "Sofilik nedir?" diye ona sor dedi. Mürid ona yetişti sordu. Ol yiğit:
"Cüneyd'e var söyle. Bivasıf ol ki bivasıf olasın." . Cüneyd bu sözü işitince seğirtti, bulamadı.
"Biz onun kadrini bilemedik. O bir Hüma kuşu imiş" dedi. Bir zaman hayrette kaldı.

Hazreti Cüneyd buyurur ki, arifin yetmiş makamı var. Birisi Hergiz bu cihan muradını dilemeye. Hak Tealanın sırrından söyleye, kendi hamuş ola; Hak ile onun arasında hicab olmaya.
Eğer bir sadık, bin yıl Hakka yüz tutsa da bir lahza Hak'tan iraz eylese, bir lahzadaki fevti, bin yıl ibadeti hasılatından artık ola.
Sadık oldur ki, doğru söyleye, kendisine ziyan gelecek yerde bile. Fütüvvet oldur ki dervişlerden arlanmayasın, baylara muaraza eylemeyesin. Rıza oldur ki belayı ganimet bilesin.

Hz Cüneyd'e sordular:
"Adem sema işitince ihtiyarsız harekete gelir. Bu hal nedendir?"
"Hak Subhanehu ve Teala "Elestü" deminde adem oğluna hitab eyledi. Canlar o vakit hitabdan lezzet bulup sordu. Bu alem de dahi sema işitince ol zevk hasıl olur da şüphesiz biihtiyar hareket ederler."

Bir ulu Cüneyd'e tasavvuf nedir diye sordu. Şu cevabı aldı:
"Gönlünü pak eylemek, Hak muvafakatinden ve halktan ayrılmak, beşeriyet sıfatından kendini öldürmek, nefis dileklerinden ırak olmak, kesafette ruhani sıfata gelmek, Hak ilmiyle derecesi yüce olmak ve cümle ümmete nasihat eylemek, vefayı beklemek, Peygamberimiz s.a.v. şeraitine mutabaat eylemektir."

Hak tealanın kudret ve azametini tefekkürden marifet artar, nimetlerini tefekkürden, muhabbet doğar, vaid ve azablarını tefekkürden havf doğar, murakaba da oldur ki daima uyanık durasın, gafil oturmayasın.
İhlas oldur ki Hak muamelesinden halkı çıkarmak.
Uzlet iki kısım. Birisi halktan, birisi de nefis dileğinden uzlettir.
Kulları Haktan men eden hicab üçtür:  Nefis, halk, dünyadır ki, bunlar avamındır. Havvasın hicabı da üçtür : taatini, sevabını, kerametini görmek.

Nakildir hazreti Cüneyd'in vefatı yakın geldi. Halet-i Nez'a düştü, bana abdest aldırın dedi. Abdest aldırdılar, parmaklarını hilal etmediler.
"Tehlili yerine getirin dedi" Getirdiler, derhal secdeye düştü, ağladı. Bakara suresinden 70 ayet okudu. Birkez Allah deyip tesbih okumaya başladı. Beş parmağını yumdu. Besmelei şerifi okudu. Ve ol, ari pak mukaddes canını iki gözünü yumarak hakka ısmarladı. Gasl eden sonradan nakletmiştir.
"Gözünü açayım dedim, ne kadar cehd eyledimse açamadım bir avaz işittim ki: ' Hey ! elini Cüneyd'in gözlerinden çek. O gözlerini onun için yumdu ki bizim didarımızı görmeyince açmaz.' "
Parmaklarını açamadılar. Yine avaz eşitti ki: "Kendisi parmaklarını açmayınca açılmaz"
Cism-i şerifini yudular. Cenazesini götürürlerken bir ak güvercin gelip cenazesinin yanına kondu. Tabut içine girip kayboldu.

Cüneyd Hazretini defn eylediler. Bir ulu anı düşünde gördü, sordu:
"Münkir ve nekre ne cevap verdin?"
"Ol kişi feriştah dergah-ı izzetten benim katıma geldiler. "Menrabbuke?" dediler, güldüm.
"Benim canımı Rabbim yarattı. Elestü birabbiküm hitabında Beli cevabını vermiştim. Şimdi siz tekrar sorarsanız. Sultan ol kişiye sormuş ola kul iken yine sorar mı? Bari size sultan sözüyle cevap vereyim" dedim. Ve Surei Şuara 78, 81 ayetlerini okudum. Bunları işittiler.
"Bu muhabbet eseri, mülkünden ayrılamayanındır," deyip gittiler.
Cenab-ı Hak:
"Ya Cüneyd uçmağa girer misin? " buyurdu.
"Sultanım, ben seni güçle buldum, beni karşına koy, hayran olayım durayım." Hak Teala:
"Ya Cüneyd ! Ben seninim sen benim, şimdiye değin sen benim dediğimi tutardın, şimdiden sonra ben de senin dediğini tutarım" buyurdu.

bilgi@tezkiretulevliya.net