Hazreti Şah Şuca-ı Kirmani (kuddise sırruhu)

Hz Şah Şuca-ı Kirmanı kaddesallhu sırrahul aziz, padişahzade idi. Aba hırka giyinmez, sipahi elbisesi giyerdi. Çok tasnifleri vardır. 'Mir'at ül hükema' adlı bir kitab yazmıştır. Nişabur'a geldiği vakit, Ebu Hafs gibi kişi, azametiyle ona karşı geldi.

Şeyh Şucai Kirmanı kırk yıl uyumadı. Uykusu gelince gözlerine tuz koyar, gözlerinden kan akardı.
"Bari Hüdavenda! Ben seni uykusuzlukta isterim dedi, uyku içine buldum.. Hitab erdi kim:
"Ey Şah-ı Şuca! Ol uykusuzluk berekatıdır ki uyku içine gördün.".Ondan sonra yatar uyur oldu.

Şah-ı Şuca-ı Kirmani'nin bir oğlu vardı. Göğsünde yeşil yazı ile Allah yazılı idi. Bu yiğit büyüdü. Zevk ile meşgul oldu. Şüci (şarap) içerdi. Rübab çalardı. Güzel sesi vardı. Birgün harabattan çıktı. Rübab çalıp giderdi. Bir kişi ona:
"Tevbe vakti gelmedi mi?" dedi. İnayet-i ilahi erişip bu sözün tesiriyle tevbe etti. Rübabını kırdı. Gusl edip bir evin içinde kırk gün ibadet eyledi. Yemedi, içmedi, uyumadı. Kırk günden sonra (çile) den çıktı.Atası dedi ki:
"Kırk yıl içinde bana ne hasıl olduysa sana bu kırk gün içinde hasıl oldu."

Şeyh hazretlerinin bir kızı vardı. Kirman padişahı diledi.
"Üç gün mühlet verin, ondan sonra cevap veririm. " Şeyh birer birer mescid ve hanıgahları  gezdi. Bir derviş bulup kızını ona vermek için. Mescidde bir yiğidi namaz kılar gördü. Namazdan fariğ olunca şeyh:
"Ey oğul evin var mıdır?"
"Yok"
"Kız alır mısın?"
"Bana kim kız verir, üç akçam vardır"
"Üç akçanın birini ekmeğe birini ete ve birini havuca ver ve o saat kızını ona verdi ve ol gece teslim eyledi. Şeyhin kızı yiğit katına geldi, bir bardak üstünde bir parça kuru ekmek durduğunu görünce kız:
"Bu ekmek nedir? " diye sordu. Yiğit:
"Geceden kaldı". Kız:
"Dünkü rızkı veren Allah bugün vermez mi idi ki yarına ekmek gizledin? Atam beni tevekkül ehline verdim demişti. Meğer öyle bir kişiye vermiş ki rızık için Allah'a inanmaz imiş."

Der ki:  Sıdk alamedi üçtür. 1- Dünya onun katında toprak kadar ince olmaya, yani altın ve gümüşü toprak yerine tuta. 2- Halkın övdüğü ve sövdüğü onun katında bir ola, ne övdüğüne sevine, ne sövdüğüne yerine. 3- Şehveti içinden çıkara, açlığa hoşnud ve şad ola, nitekim dünya ehlinin tokluğa şad olduğu gibi.

Birgün yarenlerine öğüt verdi: "Yalan söylemeyin, kimseye hıyanet eylemeyin, kimsenin gıybetini yapmayın. Baki ne gerekse edin" dedi.

Hoca Hazreti Ali Sütürgani, Şah-ı Şuca Kirmani hazretlerinin türbesini ziyarete geldi. Ve yemek için önüne taam koydu.
"İlahi! Bir misafir ver ki beraber yiyelim", nagah kapıya bir it geldi. Hoca Ali ite:
"Çık çık!" dedi kovdu. Şah Şuca'nın türbesinden bir avaz işitti kim:
"Ey hoca Ali, Allah'dan dilediğin ve kapına gelen konuğu niçin kovdun?" Hoca Ali hemen kapıdan çıkıp iti aradı. Gördü ki bir bucakta yatıyor. Yediği aşı götürdü, önüne koydu. İt hiç nazar kılmadı. Hoca hacil oldu. Tevbe eyledi. İnsafa gelip kaftanlarını çıkardı. Bu kere it lisana gelip:
"Ey hoca ! Şah-ı Kirmani olmasa idi, göreydin ne işlere uğrardın" dedi ve kayboldu.

bilgi@tezkiretulevliya.net