Hazreti şeyh Ahmed-i Hadraviyye (Kuddise sırruhu)

Şeyh Ahmed-i Hadraviyye kaddesallahu ruhahul aziz Horasan maşayihinin abidi idi. (Sık sık hatırlanan, ziyaret olunan.) Sahih-i tasnif idi. Bin müridi vardı. Havada uçar, seccadesini suya serip namaz kılardı. O evvela, Hatem-i Esam Hz.lerinin müridi idi. Ebu Turab'la çok sohbet eylemişti. Ebu Hasf-ı Hattat Hz.ini görmüş idi.

Birgün Ebu Hafs'a sordular:
- Bu taifede kimi gördün?
- Ahmed-i Hadraviyye'den yüce himmetli ve sadık kimse görmedim. Eğer Ahmed olmayaydı, fütüvvet ve merhamet olmazdı.
Belh padişahının kızı Fatıma onun zevcesi idi. Bir gün kız tevbe eyledi. Şeyh Ahmed'e beni al diye haber saldı. Ahmed kabul etmedi. Bu defa kız haber gönderdi ki:
- Ey Ahmed! Ben seni yol kayırıcı sanırdım! Meğer sen yol kapayıcı imişsin. Bunun üzerine Ahmed Fatıma'yı aldı. Din için de Ahmed'e yardımcı oldu. Dünya hırsını terkedip ibadetle meşgul oldu.

Birgün, Ahmed, Sultanul arifin, Beyazıd-ı Bestami'nin ziyaretine vardı. Fatma ile beraberdi, Beyazıd sohbetine erişdiler. Fatıma, nikabını (yüzünden) kaldırıp, Beyazıd ile teklifsiz konuşunca Ahmed mütegayyir oldu.
- Ey Fatıma bu edep değildir küstahlık eyleme. Fatıma:
- Sen bana mahrem'i tabiatsın, Beyazıd'da mahrem'i Tarikattır. Ben senden hevaya, Beyazıd'dan Hakka ererim. Beyazıd benden bi niyazdır, senin benden niyazın vardır diye cevap verdi.
Birgün Hz.i Beyazıd Fatıma'nın elini kınalı gördü: - Ya Fatıma elin niçin kınalıdır? Fatıma:
- Şimdiye değin elimin kınasını görmezdin, şimdi elimin kınasını gördün, artık seninle küstahlık eylemezem.
Beyazıd'ı Bestami:
- Her kim kadın tonunda er görmek isterse Fatıma'yı görsün dedi.

Bir veliden nakledilmiştir: - Ahmed Hz.lerini birgün bir altın kağnıya binmiş hava yüzünde gider gördüm.
- Bu mertebe ile nereye gidersin.
- Filan azizi ziyarete giderim.
- Senin bu kadar merteben varken, o senin ziyaretine niçin gelmez?
- Bu mertebeyi ben ziyarete varmakla buldum. Eğer o bana geleydi, bu mertebe onun olurdu.

Birgün bir derviş şeyh Ahmed'e misafir oldu. O gece yetmiş mum yaktırdı. Derviş dedi ki: - Eğer Hak için yandırırsan bir mum kafi. Ahmed:
- Var hangisi Hak için değilse söndür. Derviş o gece sabaha kadar uğraştı. Su ve toprakla yetmiş mumun birisini bile söndüremedi. Sabah olunca Ahmed geldi.
- Ne yaptın?
- Birisini bile söndüremedim, şaştım kaldım.
- Gel daha acaibler göresin.
Bir kiliseye vardılar ki, bir bölük ruhbanlar oturur. Ahmed de oturdu. Taam getirdiler, Ahmed:
- Allah dostu, Allah düşmanının taamını yer mi? Ruhbanlar da:
- Bize iman telkin eyle dediler ve müslüman oldular. Ahmed o gece düşünde gördü ki, Hak Teala:
- Ya Ahmed! Bizim için sen yetmiş mum yandırdın. Biz de senin için, yetmiş gönülde iman nuru yandırdık buyurdu.

Şeyh Ahned-i Hadreviyye der ki: - Her kim dervişlere hizmet eyleye, Hak Teala ona üç türlü bahaşayişde buluna: 1- Sehavet, 2- Husnu hulk, 3- Tevazu.

Her kim dilerse Allah kendisiyle ola, sıddıklarla sohbet eylesin. Nitekim Kur'anda buyurur: "Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğrularla birlikte olun"(Surei Tevbe 119. ayet)

Şeyh halet-i nez'inde Hak'ka münacat eyledi ki, altmış akça borcu vardı, dervişlere yedirmişti.
- İlahi! Çün beni alırsın borcumu ödeyip de öyle al. Ve ilave etti:
- Ben, borçlularım katında rehin gibiyim.
Halet-i nez'inde yatarken kapıya bir hoca geldi.
- Hz. Ahmed'in alacaklıları gelsin dedi.. Geldiler, borçları ödedi. Ondan sonra şeyh Hz.leri canı pakini Hak'ka ısmarladı.

bilgi@tezkiretulevliya.net