Hazreti şeyh Sehl bin Abdullahi Tüsteri (Kuddise sırruhu)

Ol seyyahı deryayı tarikat, ol gavvası "Osmanı hakikat, şeyh Sehl bin Abdullah-it Tüsteri kaddesallahu sırrahu ve ruhahul aziz. Şeyhi Zünnuni Mısri Hz.leri idi.

Sehl bin Hazreti Abdullah der: - Gözümün önündedir ki Hak Teala benim ruhuma, ezel aleminde "Elestü Rabbikum?" dedi. Ben: - Bela cevabını verdim.

Sehl Hz.leri söyler:
Ben üç yaşındayken gece namazı kılardım. Dayım Hazreti Mehmed Suvar beni görür ağlardı. Birgün ben:
- Ya dayı! bana öyle hal olur ki gönlüm karar tutmaz, neyleyim? dedim. Dayım:
- Ya Sehl! Bu sırrı kimseye söyleme, bu hal çocuklukta kimseye müyesser olmaz deyip bana öğüt verdi:
- Ya Sehl! Daima Allah ile ol. Uykudan uyanınca " Allah benimledir, Allah benim halime şahiddir. Allah beni görür" de.
Ben bu kelimeleri söylerdim bana zevk hasıl olurdu. Sonra beni mektebe verdiler. Yedi yaşımda Kur'anı hatm eyledim ve yılın oniki ayında oruç tutardım. Orucu arpa ekmeğiyle açardım. Oniki yaşında tüster'e geldim, Basra'ya gidip geri döndüm. Arpa ektim. Üç günde bir parça ekmek ve gün olurdu ki dört gece bir badem içi yerdim.

Anasından kalmış çok malı vardı. Birgün halkı çağırdı. Bütün malını dağıttı ve alacaklılarını da bağışladı. Yaya Kabe'ye gitti. Giderken: - Ey nefis! Muflis oldun artık benden nesne isteyeceğin kalmadı. Eğer dilersen de bulacak değilsin. Ve bir nesne istememeğe de ahdetti. Küfe şehrine geldi. Nefsi orada balık ekmek yemek istedi. Nefsi ta Mekke'ye kadar incitmeyeyim dedi. Şehre girdi. Un öğütür at değirmenini gördü. Sordu ki:
- Bu atın kirası günde nedir?
- İki dirhem nafakası var.
Bugün atı salıverin, yerine beni bağlayın, günde bir dirhem verin.
O atı çözüp yerine Sehl'i bağladılar Akşama kadar değirmeni döndürdü. Bir dirhem verdiler. Balık ve ekmek aldı ve nefse:
- Her ne zaman benden nesne dilersen, sana layık olan böyle bir hizmeti yapar, dileğini o suretle yerine getiririm dedi ve nefsini köreltti. Oradan Kabe'ye vardı. Çok meşayıh gördü. Hac şartını ifa edip, yine Tüster şehrine döndü. Zünnun Hazretlerini orada bulup ona mürid oldu. Şeyh Sehl'e eylediği nazar ve himmeti kimseye etmedi. Hazreti Zünnun Mısır'a döndü. Sehl orada kaldı. Dört ay ayak üstünde durdu. Yere oturmadı. Parmağını sarmış idi. Bir derviş ona: - Niçin parmağını sardın? diye sordu. - Ağrıdı diye cevap verdi. O derviş Mısır'a geldi. Hazreti Zünnun da parmağını sarmış gördü. Sordu:
- Niye parmağını sardın? - Filan vakitten beri ağrıyor cevabını aldı. Derviş diyor ki: - Anladım ki Zünnun'un parmağı ağrıyınca, üstadına müvafakat için Sehl de parmağını sarmış.

Derdi ki: Hak'ka layık olan kişinin altı şeyi işlemesi gerek: 1- Kur'an hükmünü tutması, 2- Resul a.s. sünnetlerine mutabaat eylemesi, 3- Haramı terk eylemesi,   4- Yaramaz işlerden uzak olması, 5 - Bilcümle hakları ödemesi, 6- Nasuh tevbesi etmesi.
- Tevbe müesser olmaya o kişiye, ta ki dilsiz olmadıkça. Dilsiz olmaya, ta halvete girmedikçe halvete girmeye, ta helal yemedikçe. Helal yemek hasıl olmaya, ta ki endamı azalarını memnu'at ve menhiyattan korumayınca. Bu da hasıl olmaya ta Hak'dan inayet olmayınca.

- Beş nesne ademin cevheridir: 1- Yoksulken kendini gani göstermesi, 2- Aç iken kendini tok göstermesi, 3- kederli iken şad göstermesi, 4- Düşmanına dostluk göstermesi, 5- Gece namazı kılıp ve gündüzleri oruç tutup gine kendisini kavi göstermesi.

İki yüzlü kişi sıdk kokusu bulmaz.

Her kim uçmağa girdi, korkudan emin oldu. Her kim sünnete girdi, o da korkudan emin oldu.
Yardımcıların en üstünü Allah'dır (Celle Celallahu). Mürşidlerin en üstünü Hz. Resul S.A.'dır. Azıkların en üstünü takvadır.
Ve der ki: - Hak Teala kullarına üç nida kıla kim, evvela: - Ey kulum insafa gelmez misin? Ben seni anarım, sen Beni anmazsın. İkinci: -Ya kulum, Ben seni dergahıma korum, sen Beni bırakır, başkalarının dergahına kaçarsın. Üçüncü: - Ey kulum Ben seni belalardan kurtarırım, sen varır kendini belalara koyarsın.
Hak Teala buyuruyor: - Ben halkı, zarını bana söylesin. Söylemezse bile Benden yana baksın. Bakmazsa bari dergahımdan kaçmasın, dergahıma gelmezse bari Benden hacet dilesin diye yarattım.

Ademin gönlü diri olmaz, ta ki nefsi ölmedikçe. Her kim nefse hakim olmaz, hor olur.
Sofi oldur kim Allah'dan gayriden safi ola, halktan müntaki ola, toprak ile altın onun yanında bir ola.
Tevekkül ehline Hak teala üç nesne vere: 1- Keşf-i gayb, 2- Müşahede, 3- Kurb-i hak.

Günde bir kez yemek sıddıkların işidir. İki kere yemek mü'minlerin işidir. Üç kere yemek uluf-i harlıktandır, hayvanların işidir.

Hz. Sehl'in eceli geldi. Ölüm döşeğine yattı. Bir ulu onun başı ucunda oturdu ve sordu:
- Ya şeyh! Senden sonra mimbere kim çıksın ve Senin yerine mimbere kim otursun? Gözünü açtı Şad-ı Dil isminde o şehirde bulunan bir kafirin ismini verdi ve:
- Minbere o çıksın dedi, gözlerini kapadı.
- Şeyhin aklı gitmiş! Bu kadar müridi varken yerine bir kafiri nasb eyledi diye halk söyleştiler. Şeyh mubarek gözlerini yine açtı.
- Vaktim azizdir, kavga etmeyiniz. Varın Şad-ı Dil'i bana çağırın, bana gelsin. Şad-ı Dil gelince şeyh dedi:
- Ya Şad-ı Dil! Sana vasiyetim: Üç gün sonra minbere çık, müslümanlara vaaz eyle.
Hemen can-ı pakini Hak'ka ısmarladı. Üçüncü günü ikindi namazından sonra Şad-ı Dil minbere çıktı. Başında sorguç belinde zünnar vardı. Halk mütehayyir oldu. Dedi ki:
- Ey Sehl müridleri! Şeyhiniz beni size elçi verdi ve bana: - Ya Şad-i Dil! Henüz vakit olmadımı ki zünnarı kesesin. İmdi zünnarı kestim dedi. Zünnarı belinden çıkardı, ikisini de yabana attı ve parmağıyla şehadet getirdi ve dedi ki:
- Ey cemaat! Şeyh bana zahirde zünnarımı kesmemi söyledi. - Şefaat ve ahirette kendisini görmek isteyenlerin de batın zünnarını kesmesini buyurdu. Halk bu sözü işitince hep birden figan ettiler ve ağlaştılar.

Ebu Talha der ki:
- Şeyh anasından doğduğu zaman oruçlu idi. Üç gün süt emmedi. Ömrünün son üç günü de oruçlu geçti.

Nakildir: Birgün kafir geçti. Hazreti Sehl: - Bunda müslümanlık sırrı var dedi. Şeyhin vefatından sonra bir mürid şeyhin türbesi yanında dururken o kafir de oradan geçiyordu. Mürid seğirtip kafirin önüne çıktı. Şeyhinin sözünü ona anlattı. Kafir dedi ki:
- Gel şeyhinin kabrine varalım, bana: - Müslüman ol desin, olayım dedi. Kabre vardılar. Şeyh:
- Ya filan! Tamu ehlinden, uçmak ehli yekdir, dedi. Kafir bu sözü işitince, tevhid getirdi, müslüman oldu.

bilgi@tezkiretulevliya.net