Hazreti şeyh Ahmed-i Harb (Kuddise sırruhu)

Hz. şeyh Ahmed-i Harb kaddesallahu sırrahul aziz'in faziletleri çok idi. Zühd, vera ve ibadet içinde misli yoktu. Ahmed bin Hanbel r.a. gibi kişi, ölüm haline gelince vasiyet eyledi: - Beni Ahmed-i Harb'in ayağı ucuna koyun. İnşaallah Allah'ım beni onun yüzü suyu hürmetine bağışlar dedi.

Birgün anası bir kuşcağız pişirip getirdi.
- Ya oğul, bu kuşu ben kendi evimde besledim, helaldir, ye dedi. Ahmed:
- Bu kuş birgün damın üzerindeyken yedi. O komşu cers erenlerindendi. Benim boğazımdan geçmez diye cevap verdi.

Ahmed'in bir namazgahı vardı. Daima namazı onun için kılardı. Birgün namaz kılarken gönlünden geçti ki: "yağmur durursa eve gideyim". Hafiften bir avaz geldi kim:
- Gönlünü evde koydun. Sen burada gönülsüz neylersin?
Ahmed secdeye vardı, istiğfar etti.
Birgün Nişabur uluları Ahmed'in yanına sohbet etmeye geldiler. Ahmed'in bir oğlu vardı. Sarhoş olarak yüksek sesle geldi ve kapıdan geçti. Atasından ve bu ululardan utanmadı. Bu uluların renkleri mutagayyir oldu. Ahmed: - Niçin melul oldunuz dedi.
- Oğlun için... Ahmed dedi:
- O mazurdur, ondan ötürüdür ki bir gece komşudan yiyecek geldi yedik. Anasıyla sohbet ettik. O gece bu oğlan ana rahmine düştü. Sonra beni öyle uyku tuttu ki vazifem veft oldu. Sabah olunca sorduk. Bu aş döğüş aşı imiş, bize ondan vermişlermiş.

Ahmed-i Harb'in Behram adında bir komşusu vardı. Bezirgandı. Ortağı malı alıp giderken, yolda haramiler hepsini almıştı. Behram işitince malul oldu. Hazreti Ahmed işitti. Yarenlerine:
- Varalım komşunun halini soralım, öğütleyelim... Yanına vardılar:
- Ya komşu! Malın alınmış, gussa yeme, Allah yine verir. Kafir dedi ki:
- Malım alındı. İlla ki üç şükrüm var: Evvel kafir isem ne var? Dinim bir nicedir. İkincisi kalan malım bana yeter. Üçüncüsü mal benim, başkasından borç almamıştım. Şeyhe bu söz hoş geldi. Yarenlerine:
Bu sözü yazın hikmettendir, bunlardan müslümanlık kokusu geliyor. Kafir evde büyük bir ateş yakmış, secde edip tapardı. Şeyh sordu:
- Bu ateşe niçin taparsın?
- Çünkü yarın beni yandırmasın, bana vefası olsun Allah'a çabuk götürsün. Şeyh dedi ki:
- Komşu evvelce güzel sözler söylemiştinn. Fakat şimdi yanıldın dedi. Od'un (ateşin) vefası yoktur. Sen ondan olamazsın. O zayıf bir nesnedir bir damla sudan söner. Böyle zayıf bir nesne seni nasıl kavi eder. Ve sana ne faydası dokunur. Gel ikimiz ateşe ellerimizi sokalım dedi. Kafir:
- Evvela sen sok dedi. Şeyh elini soktu,, ateş yakmadı. Kafir onu gördü fakat elini sokmadı, zira yakacağını biliyordu. Dedi ki:
- Ey müslümanlar ulusu; sana üç şey soraayım, cevap verirsen iman getiririm. Şeyh:
- Sor!
- Hak teala bu halkı niçin yarattı ve rıızkını da verdi sonra bunları niçin öldürür ve neden diriltir? Şeyh:
- Onun için yarattı ki: Anın birliğini ve Kudretini, ve rızkını vererek Rezzaklığını, öldürerek kahharlığını, tek dirirlterek anın Bakiliğini bilsinler dedi. Behram-Mecusi bunları işitti. Parmağını kaldırıp iman eyledi. Şeyh nara vurdu, düştü, bayıldı. Sonra aklı başına gelince sordular:
- Ey şeyh! ne oldu?
- Bana bir hitab geldi. Behramı, yetmiş yıllık kafir ve ateşe taparken bu dem müslüman oldu. Sen yetmiş yıllık müslümansın akibetinin ne olacağını bilir misin?.. denildi.

bilgi@tezkiretulevliya.net